KLASİK BİÇİMSEL MANTIĞIN DOĞAL DİLLE BAĞLARI SÜRMEKTEDİR; BUNLARDAN TAM OLARAK KURTULMAK İÇİN XX. YY’IN SİMGESEL MANTIKLARINI BEKLEMEK GEREKECEKTİR.

Yunan dünyası efsaneden logos’a geçtiğinde, düşünme, kuşkuya yer vermeyen kutsal bir atmosfer içinde, gidimli hale gelmek üzere, varlığın habercisi ya da bildiricisi olmaktan çıkar. Dil böylece hepsi aynı ölçüde doğru olması gerekmeyen eklemlenmiş bir yargılar zinciri biçimini alır. Bu yargıların eleştirel biçimde incelenmesinin yerin- deliği buradan kaynaklanır; bu çerçevede sezgisel bir apaçıklık içinde verilen dolaysız bilgiler ve bir dizi zihinsel işlem sonucu elde edilen dolaylı bilgiler birbirinden ayrılır. Aristoteles’in mantık alanındaki çalışması, bu bilgilerin geçerliliğinin gösterilmesini sağlayan yöntemleri derleme ve sistemleştirme girişiminden oluşur.

Birinci düzey, özdeşlik ilkesi, çelişki ilkesi ve üçüncü halin dışta bırakılması ilkesi gibi gidimli düşüncenin uymak zorunda olduğu genel ilkelerden oluşur. Bu ilkelerden çoğunlukla « A A’dır » biçiminde açıklanan birincisi, bir göstermenin aynı söylem içinde değişemeyeceğine işaret eder. İkinci ilkeye göre herhangi bir nesnenin aynı anda belli bir özelliğe sahip olması ve olmaması mümkün değildir. Son olarak üçüncü halin dışta bırakılması ilkesi« çelişkili iki önerme arasında herhangi bir ara durumun olmasının olanaksız olduğu »nu gösterir. Aristoteles daha sonra üç dil düzeyi tanımlar: terimler düzeyi, önermeler düzeyi ve dışavurmalar (akıl yürütmeler) düzeyi. Birincilerin (örneğin « ev », « şeytan ») anlamları vardır ama bunlar için ne doğru ne de yanlış denebilir. Doğruluk (hakikat) ve yanlışlık, kendilerine bir özellik yüklediğim şeylerden herhangi birinin bu durumunu onayladığında ya da reddettiğimde sadece ortaya çıkar. Bir özneye bir fiil aracılığıyla – kopula- bu biçimde bir yüklem atfedilmesiyle bir önerme oluşur. Son olarak, önermelerin bir sonuca varmak amacıyla zincirlenmesi olan usavurma gelir. Burada, önermelerin içeriğine bağlı olan maddesel hakikat ile, yalnız usavurma biçimiyle, yani önermelerin birbirine bağlanma tarzıyla ilgili olan biçimsel geçerliliğin net bir biçimde birbirinden ayrılması önemlidir. Biçimsel mantık’tan söz edilmesinin nedeni budur. Aristoteles, söylem durumlarına ve tiplerine göre hangilerinin kullanılması gerektiğini belirlemek amacıyla, olanaklı bütün tasım tiplerinin sayımını yapmaya çalışmıştır.

Kant’a kadar tamamlanmış bir çalışma olarak kabul edilen bu mantığın aslında bazı sınırlan vardır. Buna örnek olarak varlık bilimsel, mantıksal ve psikolojik bir konum arasında dengede duran çelişki ilkesinin çeşitli formülasyonları verilebilir. Öte yandan klasik mantık kendini tasımsal olanla sınırlandırarak yalnızca içerme ilişkilerini konu edinmekte ve yalnızca üç sınıfı birleştiren sorunları çözebilmektedir. Bu mantık son olarak ve de özellikle, doğal dile son derece bağlı kalmaktadır. Özne ve yüklem yerine harflerin kullanılmasıyla simgeleştirme başlasa bile, bağlama terimleri ( « ve », « öyleyse », « eğer »…) ve kopula günlük dil içinde formüle edilir. Bu, özellikle tek anlamlı olmayan « dir » kopulası için sorun yaratmaktadır. Aristoteles tarafından başlatılmış olan biçimselleştirme, modern mantık, akıl yürütme biçimini doğal dildeki deyişten tamamen ayırmayı başardığı zaman tümüyle yetkin bir biçimde gerçekleşmiş olacaktır.

CEVAP VER