MANTIKSAL POZİTİVİZM, KÖTÜ OLUŞTURULMUŞ SÖZCELERE SONUÇSUZ BİR CEVAP GİRİŞİMİ OLARAK GÖRDÜĞÜ FELSEFENİN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ REDDEDER.

Aslında birbirinden çok farklı felsefeleri kolaylıkla adlandırmaya yarar « Mantıksal pozitivizm ». Bu felsefelerin en tanınmışları kuşkusuz Ludwig Wittgenstein, Bertrand Russell ve Rudolph Carnap’a aittir. Bu düşünürlerin ortak noktası hepsinin dilin çözümlenmesiyle ilgili olmaları ve düşüncelerinde modern mantıktan yola çıkmalarıdır. Modem mantık gerçek anlamıyla Gottlob Frege’nin 1879′da Begriffsschrift’i (« Kavram Notları ») yayımlamasıyla başlamıştır.

Bire bir karşılığı « kavram » ve « yazı » olan bu sözcük, başka dillere genellikle « ideografi » olarak çevrilir. Frege’nin tasarısı, aritmetiğe sağlam bir temel oluşturmak üzere cümlelerin içindeki bütün sezgisel ve ampirik kalıntıları temizleyerek bunlara kesinlik kazandırmaktan oluşur.

Bu yüzden, Carnap’ın deyişiyle « kullanım kurallarıyla birlikte bir imler sistemi » olarak tanımlanan yapay bir mantıksal dilin sözdizimsel yönüne ayrıcalık tanıyarak bütünüyle biçimcilik içinde yer alır. Ama Frege’den sonra gelişen mantıksal pozitivizm gerçeğin anlaşılmasının ayrıcalıklı aracı olarak kabul ettiği dile geri döner.

Bu gerçek kaygısı, bir anlamda sözcelerin ötesindeki anlam- bilimsel boyutu veya anlamı yeniden gündeme getirmekle aynı şeydir. Demek ki yalnız simgesel mantıksal diller içinde çalışmak değil, Wittgenstein’in Tractatus Logico-Philosophicus ‘ta geliştirdiği kavrama göre « dünyanın bir imgesi » olan günlük dili çözümlemek için bunlara dayanmak söz konusudur. Öyleyse mantık kendisi için değil, dünyayı betimleyen dili çözümleme gücüne sahip bir araç olarak değer taşır.

Bu durumda mantıksal pozitivizm doğru soruları düzmece sorulardan ayırmak amacıyla, günlük dilin sözcelerinin yeniden formüle edilmesine hizmet ettiği ölçüde, yalnızca mantıkçı değil aynı zamanda felsefî bir taşandır. Bu yaklaşım, Carnap’la birlikte metafiziği bir arkaizm olarak gören ve bunun « dilin mantıksal çözümlemesiyle aşılması »nı amaçlayan Viyana Çevresi ü-yelerinde daha da sertleşecektir. Bununla birlikte bu felsefî akım en az iki soru doğurmaktadır. Bunlardan birincisi, dünyayı bir olgular toplamı olarak kabul eden deney ve duyumu bütün bilgilerimizin kaynağı olarak gören ampirist yaklaşımla ilgilidir.

Bu ampirizmle modem bilimin aşın kuramlaştırtması olan mantık- sal-matematiksel biçimcilik arasında bir boşluk yok mudur? Birincisine bağlı olan ikinci soru, mantıksal-fizik koşutçulukla ilintilidir. Dilsel örgütlenmeyle olguların örgütlenmesi arasında önceden oluşmuş, çok sorunlu bir tür uyum varsaymadan, dilin dünyanın imgesi olduğu nasıl söylenebilir?

1 YORUM

CEVAP VER